Bu hikayelerde halka dönük bir anlatım vardır. Yazar gözleme önem verir. Olaylar gerçek hayattan alınarak kurgulanır. Bu hikayelerde özellikle Milli Mücadele yılları, savaş ve ölümler, ekonomik zorluklar, geçim sıkıntısı, Türkçülük ve birlik duygusu, manevi değerler, ortak kültür öğeleri gibi konular işlenir.

Tanzimat ile edebiyatımıza giren Batılı anlamda hikaye bu dönemde diğer türlerde olduğu gibi toplumu aydınlatmada bir araç olarak görülmüştür. Sonraki yıllarda  1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Mücadelesi, Cumhuriyetin İlanı, Anadolu’ya yöneliş, eğitim seferberliği şeklinde ilerleyen tarihi süreç, yazarlarımızı halkın birlik beraberliğini korumak, milli manevi değerleri yaşatmak ve yüceltmek gibi amaçlarla hikayeler yazmaya yöneltmiştir. Aşağıda bu hikayelerden örnekler yer almaktadır:

Örnek 1:Mustafa Kutlu / Ya Tahammül Ya Sefer

…Yani Avukat Yunus Bey henüz siyasete girmemişti. Dolayısıyla ... Evet dolayısıyla karısının balkonda yetiştirdiği hercai menekşeler henüz bir kıymet ifade ediyordu. Oysa daha sonraları ne balkon kaldı, ne hercai menekşeler.

Kokteyl kelimesinin nereden geldiği bugün bile kesin olarak bilinmiyor. Anglo-Amerikan kökenli olduğu ileri sürülüyor. Bazıları bu adın, içkiye, değişik renkli likörlerin karıştırılmasıyla ortaya çıkan, titrek, donuk görünümü sebebiyle verilmiş olabileceğini savunuyorlar.

Yunus Bey'in içtimai mevkii sağlamlaşıp "bazı mahfiller" de görünmesi sıklaşınca, ona bağlanan umutlar kendisinin ve bir iki yakın dostunun tanımlaması, öyle söyler hep- fazlalaşınca Neslihan Hanım'ın kokteyllerde boy göstermesi icap etti.

Kocasıyla çekişecek tıynette değil. Yalnız kaldığında ağlardı. Çocukları da olmamıştı. Ağlardı. Hep saçını yaptırmasını ve kendisine bakmasını teklif ediyorlardı.

Kimi etimolojistler içinse kelimenin kaynağında "horoz tüyleri" yatmakta. Kuşkusuz garipsediniz. Hemen açıklayalım. Manhattan adasına yerleşen ilk Amerika öncüleri hazırladıkları basit içki karışımlarını yuvarlarken, içki içme arzularım artırmak amacıyla horoz tüylerini (Cock-talis) bir çeşit kırmızı bibere bulayarak gırtlaklarını gıdıklarlarmış.

Birer birer eski dostlarını terk ettiler. Yunus Bey için artık;

- Dama çıktı, merdiveni çekti, deniyordu.

İşte o günden beri içki karışımlarına kokteyl adı verilir olmuş. Kökeni ne olursa olsun, kelime bir tür içkinin adı olarak kalmamış, yüzyılımızın yaşama tarzı içinde önemli bir yer tutan toplanma biçimlerinden birini de tanımlar olmuştur. Gerçekten de "kokteyl parti"leri yirminci yüzyılın insan ilişkileri düzeni içinde, önemli vesilelerden biri olarak kurumlaşmıştır.

- Nereye İlhan? ..

- Midem bulandı biraz anne, tuvalete kadar gireceğim.

Not:Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer isimli hikaye kitabında aynı isimli hikayede sosyal çevresi değişen kişilerin hayatlarının da ne şekilde değiştiği (kendi kültüründen, inançlarından, milli – manevi değerlerinden uzaklaştığı) anlatılmaktadır.

Örnek 2:Aka Gündüz / Meçhul Asker

İstiklal Uğruna

…Anlamadınız mı? Bayram var diyorum, işte höcceti!(hüccet:delil) Şimdi iki Jandarma getirdi. Millî istiklal ordularımız Afyon cephesinde taarruza geçmişler. Bütün dünyanın gözü bizde imiş. Biz imanımız ve Gazi Babamızla tek başımıza kalmışız. İhtiyat (yedek) kuvvetler toplanıyor, haydi bakalım, ihtiyatta kim varsa hazır olsun!.

Bu haber oradakileri sevindirdi. Tekrar sordular:

- Afyon cephesinde mi taarruza geçmişiz?

Muhtar teşbihini şıkırdatarak cevap verdi:

- Evet Afyonda, ilk hamlede cepheyi yarmışız.

İhtiyar Kanber ağa bağırdı:

- Allah Allah! Yaşasın Türk istiklâl orduları!

İhtiyarlar köyün meydanına toplanırken, kırmızı mavi dokuma pürgülü köy kadınları da birbirleriyle konuşuyorlardı. Akgöz’ün Emine sordu:

Hepsi de cepheye mi gidecek?

Muhtarın gelini cevap verdi:

- Hım! Hepsi de..

Emine yaşmağını biraz daha indirdi ve bir damla yaşla ıslanan gözlerini kapayarak “Demek Tosun da gidecek!” diye düşündü ve ta orada, çamlığın ötesinde davar yapsın Tosun gözünün önüne geldi.

Bayraktarın Esma Nine, Emine’nin halini anladı:

- A kızım! Dedi. Sen Tosununa kavuştuktan sonra, gidiyor, ne keder ediyorsun? Bir aylık gelin güveyisiniz. Ya ben ne diyem (diyeyim) ki altı günlük nişanlı iken Hacı Baban Moskof kavgasına gitmişti.

- Ben bir şey demedim Esma Nine!

- Bir şey demedin ama göz var iz’an (anlayış) var, şu halin ne?

- Hiiiiç!

Not:Aka Gündüz’ün Meçhul Asker adlı hikaye kitabındaki “İstiklal Uğruna” adlı hikayeden alınan yukarıdaki metinde Kurtuluş Savaşında kazanılan başarılardan duyulan sevinç ve Anadolu insanının yiğitliği ve vatan uğruna fedakarlığı anlatılmıştır

refik halit memleket hikayeleriÖrnek 3:Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Milli Savaş Hikayeleri

- Rica ederim yeter artık, rica ederim ! diyordu. Size ne isterseniz vereyim ... Bunlar ne  yenir, ne içilir, yahu günahtır; günahtır. Ve ona:

- Günah mı? o sizin dinde ... cevabını veriyorlardı ve İspiro arsız arsız gülüyordu. Nişan alan zabitlerden birisi arkasını döndü; kendi lisanında bir şeyler bağırdı, hemen hayvanlarla meşgul neferlerden bir kaçı düşen kuşları toplamağa şitap ettiler. Bunlardan bazısı avluya, bazıları çiftlik binasının damları üstüne, bazıları dışardaki göle, bazıları bostana, bazıları epeyce uzaklarda, tarlalara düşüyorlardı. Bu beyaz güvercin yağmuru altında yaramaz bir çocuk neşesine tutulan düşman askerleri bir taraftan el çırpıyor, bir taraftan haykırıyorlar, bir taraftan da durdukları noktada tepiniyorlardı.

Zavallı Hüseyin bey, kendinden geçti, bulunduğu yere çöküverdi. Artık hiçbir şey söylemiyor kenarlarından iri yaş damlaları sızan gözleriyle bu vahşi avı seyrediyordu. İspiro yaklaştı dedi ki:

Beyaz kuşları üst üste, demet demet avlunun ortasına yığıyorlardı. Havada kalanlar da dağılıp gitmişlerdi. Avcılara artık bir kesel gelmişti; içlerinden birisi gülerek Hüseyin beye yaklaştı, gayet fena bir Türkçe ile:

- Nasıl iyi nişancıyız değil mi? demek istedi. İhtiyar adam hiç cevap vermiyor, başını kaldırmış, havada bir noktaya dimdik bakıyordu. Neden sonra gözlerini yere indirdi ve avlunun ortasındaki beyaz yığına yaklaştı, eğildi: Önünde altmış yetmiş kadar güvercin vardı, hepsini birer kere kanatlarından, başlarından tutup avucunun içine aldı, kiminin tüylerini uzun uzun, adeta, aşikane bir nüvazişle okşuyordu. Zabitlerle konuşan İspiro, yüzünü ihtiyara doğru çevirdi. Ve o sırnaşık gülüşüyle uzaktan bağırdı:

- Gönder onları içeriye de kızartıversinler; dedi.

Kuşbaz Hüseyin bey, yerinden kımıldanmadı , işitmedi ve kana bulanmış ölü kuşları okşamakta, yüzüne, gözüne sürmekte devam etti.

Kuşbaz Hüseyin bey, gene yerinden kımıldamadı, gene başını çevirmedi; o zaman zabitlerle beraber eski çiftlik uşağı güvercin kümesinin başucunda çömelen adama yaklaştılar; biri omzundan sarstı, diğeri sakalından çekti . Birkaçı karşısına çömeldi. Fakat, çömelmeleriyle kalkmaları bir oldu. Hepsi birden haşyetle geri geri çekildiler ve birbirlerine demincek zabitin İspiro'ya yaptığı işareti tekrar ettiler. Filvaki, ihtiyarın simasına acayip bir mehabet çökmüştü. Gözlerinde madeni bir parıltı vardı ve bakışı bir süngünün ucu gibi sabit, dik, sert ve mütearrızdı. Lekesiz ak sakalı ise yüzüne sürdüğü kuşların al kanına boyanmıştı; sanki çenesine Türk bayrağından bir parça sarmış gibiydi.

Not:Yakup Kadri’nin “Milli Savaş Hikayeleri” kitabında “Güvercin Avı” adlı hikayeden alınan yukarıdaki metinde güvercinlerini çok seven kahramanın işgal askerleri tarafından güvercinlerinin havadayken acımasızca vuruluşu anlatılmaktadır.