14. Asırdan 19. Asra Kadar Anadolu’da Divan Edebiyatı

14. Asırdan 19. Asra Kadar Anadolu’da Divan Edebiyatı

Klasik Türk Edebiyatı

Yüksek Zümre Edebiyatı, Klasik Türk Edebiyatı, Dîvan Edebiyatı

Klasik Türk edebiyatı özellikleri yönü ile incelendiğinde bir yüksek zümre edebiyatı olduğu sonucuna varılır. Zira bazı şair ve yazarlar saray tarafından teşvik ve himaye edilmiştir. Bu eski gelenekte saray, çoğunlukla padişah tarafından bizzat, himaye görmek, yardım ve destek almak birçok şair ve yazarın istek ve emelidir. Örneğin; Eski geleneğin büyük şairlerinden Fuzuli’nin İstanbul ziyareti işte bu sebepledir. İlk bakışta olumsuz bir durum gibi görünse de aslında saray tarafından büyük sanatkarların himaye edilmesi Klasik Türk Edebiyatının gelişmesini, zenginleşmesini sağlamıştır. Bu vesileyle saray bir ilim, eğitim merkezi olmuştur.

Eski Türk şiiri, kendi döneminin gelişip ortaya çıktığı çağların sanat anlayışını yansıtmasının yanında taşıdığı, geliştirip güzelleştirdiği şekil ve içerik özellikleri yönü ile de incelenmesi gereken köklü bir şiir geleneğidir. Aynı dönemde Halk şiiri ile olan münasebetleri bu şiir geleneğinden ne ölçüde etkilenip bu şiir geleneğini ne derece etkilediği de araştırılması gereken konulardır.

Alışılagelmiş “Divan şiirinin halktan kopuk şiir olduğu” düşüncesinin doğruluğu değerlendirilmelidir. Aynı çağlarda gelişip güzelleşen bu geleneklerimizin her bir unsuru bir biri ile mukayese edilip incelenmelidir. Eski geleneğimizin şiirlerini anlamak, geleneğin soyut dünyasının tadına varabilmek için, bu şarttır.

Divan şiiri sadece bir ölçü ve sanattan ibaret değildir. Bu şiirde yaklaşık beş yüz yıllık bir anlayış, düşünüş, duyuş ve güzellik saklıdır. O okunup incelenirken geçmişimizin hayal perdeleri açılır önümüze. Her bir imgesi sanatı, fikri sarar etrafımızı.

Unutulmaya yüz tutmuştur divan geleneğimiz-belki de çoktan unutulmuştur-. Yalnız şairlerin adı kalmıştır. Hiçbir şiirini kimse ezbere bilmez. Eskiden olduğu gibi sokakta herhangi bir gazelden ya da kasideden bir beyte rastlamayız. Büyüklerimiz bu dizelerle bize öğüt veremez. Bu şiirin halktan kopuk olduğu söylenir. Halbuki eski geleneğimizde Divan şiiri halkla daha iç içedir. Çok defa-bugün dahi- Ziya Paşa’nın

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

dizelerinin birilerinin ağzından tekrar edildiğine şahit oluruz. O çağlarda çok daha fazlasının sokaktaki insanlar tarafından ezbere söylendiği açıktır.

  Divan şiiri tasavvuftan ayrı düşünülemez. Şiirlerdeki aşk, meyhane, saki, mey vb. kavramlar tasavvuf düşüncesinde yoğrularak şiir kalıbına sokulmuştur. Sözgelimi bir gazelde sevgili ve aşk; içki ve meyhane kavramları şiir anlayışına ve insanların zihnine tasavvuf ile öyle yer etmiştir ki kelimelerin asıl –ilk- çağrıştırdıkları anlam düşünülmez olmuştur.

Büyük bir toplumun yüce sanatı olan divan şiiri yok sayılamaz. O tıpkı halk şiirimiz gibi kendi içimizden doğup gelişmiştir.

Divan şiirinde sevgili ve aşk, ayrı bir başlık olarak incelenmelidir. İslam coğrafyasının özünü oluşturan insanlık ve kardeşlik duygusu nasıl çağlar boyu benliğimize nakış nakış işlenmişse; divan şiirinde aşk ve sevgili kavramları da benliğimize böyle işlenmiştir. Bu şiirde özellikleri sıralanan sevgili,  sıradan bir insan olarak düşünülemez. Onda gerçeği, beşeriyeti aramak anlamsızdır. Nasıl bir ressamın çizdiği bir ağacın gerçeğine ne derecede benzediği önemi olmuyor hatta gerçekten uzak oluşu ayrı bir güzellik ölçüsü olarak ele alınıyorsa, klasik şiirimizde sevgilinin gerçeğe benzememesi bir kusur değil aksine başarı olarak değerlendirilmelidir. Tüm özellikleri ile eski şiirimizin sevgilisi bir sanat eseri sayılmalıdır.

Eski şiirde aşksız şiir pek azdır. Şairler şiirlerinde aşk düşüncesini öyle ya da böyle işlerler. Buradaki aşk tıpkı sevgili kavramında olduğu gibi sanat ile yoğrulmuş bir kavram olarak karşımıza çıkar. Şair aşk yüzünden acı çeker. Sevgilinin cefası tatlıdır. Cefa vermeyen sevgili bulunmaz. Cefasız da aşk olmaz. Eğer bir şair aşktan dem vuracaksa cefa çekmelidir. Sevgili her yerdedir. Ona duyulan aşk tüm benliği kaplamıştır. Şairler bu aşk ile ölmeden ölmüştür. Halk şiirimizde rüyada içilen bade(içki-şerbet) sonucu göze görünen sevgilinin ve ona duyulan aşkın taşıdığı derin mana divan şiirinde aslında hiç olmayan bu sevgili ile ortaya çıkar. Aslında ortada ne gerçek bir aşk ne de gerçek bir sevgili vardır. Ama şiirde bahsedilen aşk ve sevgi tamamen gerçektir. Tüm şairler bu duyguyu içlerindeki en küçük noktaya kadar hisseder.

Öyleyse divan şiirine ayrı bir kültürün hiç tanımadığımız insanların geliştirip naklettiği bir edebiyat olarak bakmak yanlıştır. Bu gelenekte kullanılan eski kelimeleri( Arapça, Farsça ) öğrenip ezberlemelidir. Şiirleri aslından okuyup ondaki derin mana ve sanat evrenine bire bir şahit olmalıyız. Yüz yılların birikimini yok saymak bizi daha ileri götürmeyecek aksine sanat alanında tırmandığımız yokuşu tekrar tırmanmak zorunda bırakacaktır. Yeni şairlerimiz için eski geleneğimiz bir ilham kaynağı olarak öylece durmaktadır.

Bu geleneğimiz hakkında detaylı bilgi almak, yeni şeyler öğrenmek için ilgili makaleleri inceleyebilirsiniz.

Divan Şiiri (Klasik Türk Şiiri)

Divan Şiiri (Klasik Türk Şiiri)

ESKİ TÜRK EDEBİYATI

KLASİK ŞİİR

Klasik Edebiyatta büyük yazar ve şairlere derin saygı duyulmuş, yeni yetişen şairler onların izinden gitmeyi, sanatı bıraktıkları yerden devralıp güzelleştirmeyi ve zenginleştirmeyi görev bilmiştir. 13. Yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bu gelenek önceleri Klasik Fars ve Arap edebiyatlarını taklit ederken zaman içinde kendi kimliğini ve üslubunu bularak apayrı bir Türk Şiir geleneği olarak gelişmiştir. Osmanlı Devletinin güç ve ihtişamına bağlı olarak özellikle 16. Yüzyılda büyük bir sanat başarısına kavuşmuş ve 19. Yüzyılın ikinci yarısında taplumsal hayattaki değişmelerin etkisi ile son bulmuştur. Klasik Türk Şiiri bu yüzyılda yerini Tanzimat Edebiyatı geleneğine bırakmıştır.

Klasik edebiyatımıza Divan Edebiyatı denilmesinin sebebi bu gelenekteki şair ve yazarların eserlerini divan denilen küçük kitaplarda toplamalarıdır. Ayrıca “Divan”, Osmanlıda saray toplantılarının yapıldığı mekanlara verilen genel bir isimdir. “Divan” tabirinin bir edebiyat geleneğini adlandırmak için kullanılması bu tabirin sarayı hatırlatması yüzündendir. Kelime Farsçada topluluk, cemiyet anlamlarında kullanılmaktadır.

Divan Türleri

Divan edebiyatının bütün biçim, içerik ve üslup özelliklerini kullanarak şiirler yazmış bir şairin bu şiirleri belli kurallara bağlı kalarak bir araya getirmesi ile ortaya çıkan divana Mürettep Divan denir. Divan içerisindeki şiirlerin sayısına göre bazı küçük eserler ise Divançe olarak adlandırılmıştır. Yine kuralsız bir araya getirilmiş veya belli eksikleri olan divanlar ise Gayrı Mürettep Divan veya sade Divan olarak adlandırılmıştır.

Tam bir Divanda şiirlerin şu sıra ile yer alması beklenir:

1-        Tevhit ve Tahmidler

2-        Münacaat

3-        Naat

4-        Kasideler

5-        Tarihler

6-        Gazeller, Murabbalar, Rubailer, Kıtalar, Terkib-i Bendlır…

Divan Şiirinin Özellikleri

-  Divan şiiri 13 ve 19. Yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür.

-  Divan şiirini ilk şairi Hoca Dehhani’dir. Son şairi ise Şeyh Galip’tir.

-  Divan şiiri bütün klasik şiir geleneklerinde olduğu gibi belli kurallar ile yazılır.

-  Divan şiirinin dili ağırdır. Bir dilin ağır olması, o dil ve üslup ile söylenmiş şiirlerin mana derinliği taşıması, tevriye, istihdam, mecaz gibi sanatlı ifadelerin olması, seçme kelimelerin kullanılması ve ölçülü olması anlamında kullanılmıştır.

-  Divan şiirinde aruz ölçüsü kullanılır.

-  Divan şiirinde Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmıştır.

-  Divan şiiri sanatlıdır. Şiirlerde teşbih, istiare, sihr-i helal, tevriye gibi yaklaşık otuz üç farklı sanat kullanılmıştır.

-  Sanat sanat içindir anlayışı güdülür. Şiirlerde toplumsal herhangi bir soruna yer verilmez; günlük sıradan olaylar şiir konusu olarak işlenmez.

-  Divan şiirinde, aşk, ayrılır, sevgilinin güzelliği, doğa gibi genel konular işlenmiştir. Bunun yanı sıra tasavvuf düşüncesinin etkisi ile Allah aşkı, tevhit düşüncesi de konu edilmiştir. Yine Allah, peygamber övgüsü, dört halifenin övgüsü gibi dini konular da işlenmiştir.

-  Divan şiirinde belli söyleyişler zaman içinde kalıplaşmıştır. Bunlara “Mazmun” denir. (Özellikle sevgilinin güzelliği hususunda söylenen selvi boy, nokta duduk, ok gibi kirpikler vb. tabirler kalıplaşmıştır.) (Sonraki dönemlerde bu durum eleştirilmiştir.)

-  Divan şiirinde, özellikle gazel biçiminde, parça güzelliği önemlidir. Bir şiirin herhangi bir beytinin yerinin değişmesi veya bu beytin şiirden çıkarılması şiirin bütününe zarar vermez.

-  Şiirde zengin kafiye ve cinas önemli ahenk unsurlarıdır. Şiirlerin hem yazılış hem de söyleyiş olarak aynı ses değerlerine sahip olması beklenir. Bu durum göz için kafiye olarak adlandırılmıştır. (Sonraki dönemlerde bu durum eleştirilmiştir.)

Divan Şiirinin Nazım Biçimleri:

I-         Beyitler ile yazılan nazım biçimleri:

1-        Gazel

2-        Kaside

3-        Mesnevi

4-        Kıta

5-        Müstezat

II-      Bentlerle kurulan nazım biçimleri:

A-      Tek dörtlükten oluşanlar:

1-        Rubai

2-        Tuyuğ

B-      Birden çok dörtlüğü olanlar (Musammatlar)

a-        Dörtlüler

1-        Murabba

2-        Şarkı

3-        Terbi

b-       Beşliler

1-        Muhammes

2-        Tardiye

3-        Tahmis

4-        Taştir

c-        Altılılar

1-        Müseddes

2-        Tesdis

a-        Müsebba

b-       Müsemmen

c-        Mütessa

d-       Muaşşer

e-        Terkib-i Bend

f-         Terci-i Bend

Divan Şiirinin Nazım Türleri:

1-        Tevhit

2-        Münacaat

3-        Naat

4-        Mersiye

5-        Medhiye

6-        Hicviye

7-        Fahriye

Bunun dışındaki nazım biçimleri:

1-        Nazire

2-        Tehzil

3-        Tazmin

4-        Bahr-ı Tavil

Yukarı
Ramazan İlbay tarafından tasarlandı Milliedebiyat.com | Destek Ramazan İlbay