Dilimizin (Türkçenin) Dünya Dil Grupları Arasındaki Yeri
İnsanların birbirlerine maksatlarını anlatabilmeleri için en önemli vasıta “Dil” dir. Dil, yalnız anlaşma vasıtası olmakla kalmaz; o dille konuşan ve yazanlar arasında pek kuvvetli bir birleşme vazifesini de görür.
Yeryüzünde yaşayan milletlerin dilleri birbirine benzemez; aralarında ses bilgisi (fonetik), kelime yapısı ve cümle kuruluşu, sözdizimi bakımlarından ayrılıklar, görülür. En belli ayrılık kelime yapısında bulunduğu için dillerin gruplara ayrılmasında bu nokta göz önünde tutulmuştur.
Diller, kelimelerinin yapılışları bakımından başlıca üçe ayrılır:
1- Tek heceli diller.
2- Bitişken diller.
3- Bükünlü diller.
Tek heceli diller en basit dillerdir. Bunlarda kelimeler tek hecelidir ve şekilleri hiç değişmez; yani bu kelimelerden ekler getirilmek suretiyle başka manada kelimeler yapılamaz; kelimeler, özne, tamlayıcı, fiil rollerini, cümle içindeki yerlerine göre alırlar: Çince gibi.
Bitişken dillerde kelime köklerine bazı ekler getirilerek başka manada kelimeler yapılır; fakat köklerin şekilleri hiç değişmez: Macarca gibi.
Bükünlü dillerde kelimeler bir şekilde kalmaz; başlarına, ortalarına veya sonlarına yapılan ilavelerle yeni kelimeler meydana getirilir. Bu ekler, kelime kökünde de değişiklik yaptığı için bu gibi dillere Bükünlü Diller denilmektedir: Arapça, İngilizce gibi.
Not:
Bu üç büyük grupta toplanan büyük dünya dilleri, -zamanla. birbirlerine az veya çok tesir etmişlerdir.
Türkçemizin Diller Arasındaki Yeri
Türkçe, kelime kökleri değişikliğe uğramadan bazı ekler getirilerek başka başka manalı kelimeler türetilebilen bir dil olduğu için bitişken dillerdendir.
Aynı ana dilden geldikleri anlaşılan dillere dil ailesi denir: Hint - Avrupa, Fin - Oğur, Hami - Sami dil aileleri gibi.
Türkçe, çok eski bir Ana Türk Dilinden (Proto Türkçe) gelmektedir. Bu ana dilden gelen dillere Türk Dilleri Ailesi denir. Bugün yeryüzünde konuşulan Türk dilleri: Türkçe, Yakutça, ve Çavagçadır.
Mesela Arapçada “f, k, r” harfleriyle yazılan fikir kökü çoğul yapılınca efkar şekline girer, yine aynı kökten tefekkür, müfekkire, mütefekkir, mefkure gibi, başka başka manalarda kelimeler yapılmıştır.
Türk Lehçeleri
Çok eski bir tarihi ve medeniyeti olan Türklerin gelişmiş bir dilleri bulunduğu VIII. yüzyıldan kalan Orhun Kitabelerinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Türkler, Orta Asya’daki ana yurtlarından başka memleketlere göç edip yeni devletler kurdukları sıralarda dilleri de yeni şartlar altında değişikliklere uğramış ve böylece çeşitli, Türk lehçeleri meydana gelmiştir,
Türk Dili İslamlıktan önce VIII. yüzyılda başlıca iki lehçeye ayrılmıştır:
1- Göktürkçe (Kuzey Lehçesi)
2- Uygurca (Güney Lehçesi)
İslamlıktan sonra Türk Dili yine başlıca iki lehçeye ayrılmıştır:
1- Doğu Lehçesi (Hakaniye Lehçesi):Bu lehçe, İslamlıktan önceki Uygurcanm devamıdır. On dördüncü yüzyıldan itibaren “Çağatayca” adını almıştır.
2- Batı Türkçesi (Oğuzca):
Bu lehçe, İslamlıktan önceki Göktürkçenin devamıdır. 14’üncü yüzyıldan itibaren iki ayrı lehçeye ayrılmıştır:
1- Azeri Lehçesi.
2- Türkiye Lehçesi.
Göktürk ve Uygur Lehçeleri:
Türkistan’da miladın, altıncı yüzyılında Göktürklerin konuştukları lehçeye “Göktürk Lehçesi” denir. Bunun en belli başlı örneği Orhun Kitabeleridir.
Bir dilin muhtelif şehirler ve köyler arasında birbirinden az çok farklı söylenişine ağız denir: Kastamonu ağzı, Rumeli ağzı, İstanbul ağzı gibi. Bu fark, bazen daha genişleyip yazı dilinde de kendini gösterebilir. İşte bir dilin böyle birbirinden farklı olan söyleniş ve yazılışına lehçe denilmektedir. Uygur Lehçesi, Çağatay Lehçesi gibi.
Dokuzuncu asırdan sonra Uygurlar, bütün Türkleri hakimiyetleri altına alınca Göktürkçe yerine Uygur lehçesi geçmiştir. Bu lehçe, ses ve kelime yapısı (fonetik ve morfoloji) bakımından bazı ayrılıklar göstermekte ise de Göktürkçeden pek çok farklı değildir.
Çağatay Lehçesi:
Çağatay Lehçesi Hakaniye Türkçesinin gelişmiş bir şeklidir ki XIV. yüzyılda Doğu Türkleriyle Mısır Memlûklerinin idareleri altındaki yerlerde kullanılmıştır. Yalnız Azerbaycan ile Anadolu’da bu lehçe kullanılmamıştır.
Çağatay Lehçesinin en güzel örneklerini XV. yüzyılda Ali Şir Nevai vermiştir.
Anadolu Türkçesi:
Orta Asya’dan batıya göç eden ve Batı Oğuzları denen Türkler, Selçuk Türkleri adı altında toplanarak Anadolu’da büyük bir devlet ve medeniyet kurmuşlardı; bunların kullandıkları Oğuz Lehçesi Azerbaycan, İran ve Anadolu’da yayılmıştı.
Azeri Lehçesi:
Azeri ve Anadolu Lehçeleri önceleri birbirinden pek farklı değildi. Fakat Osmanlı devleti kurulduktan sonra Anadolu Türkleriyle İran ve Azerbaycan Oğuzları arasında temasın kesilmesi üzerine bu taraflarda kalan Türkler Farsçanın daha fazla tesiri altında kaldılar. Bir yandan da Türkistan’a yakın bulunmaları itibariyle oradaki Türklerle daimi münasebette bulunmaları neticesinde Azeri Lehçesi vücuda geldi. Bu lehçe ile ve XV. yüzyıllarda değerli eserler yazıldı.
XIV: yüzyılda Anadolu’da kurulan Osmanlı devletinin diline Osmanlı Türkçesi denildi. Fakat İslam medeniyeti tesiriyle Osmanlı Türkçesine Arapça ve Farsçadan pek çok kelime ve kural girdi. Bununla beraber XIX. yüzyılın sonlarına kadar bu dili büyük bir maharetle kullanan çok kıymetli şairler ve alimler yetişti.
Osmanlı Türkçesinin gelişmesi ve Anadolu’dan şarka doğru yayılması üzerine Azeri- Lehçesi de Çağatay Lehçesi gibi ehemmiyetini kaybetmiştir.
Bugün bütün Türkiye Türklerinin konuşma ve yazma dili olan dilimize Türkiye Türkçesi diyoruz. 1911’den beri güzel Türkçemiz günden güne gelişmektedir.
Alıştırma:
Aşağıdaki yabancı kelimelerin bugünkü Türkçeleri ne güzel değil mi? Siz de konuşmalarınızda ve yazılarınızda bu yabancı kelimeler yerine, taii, Türkçelerini kullanacaksınız:
Osmanlıca | Türkçe | Osmanlıca | Türkçe |
Addetmek | Saymak | İçtima | Toplantı |
Alakadar | İlgili | İktifa etmek | Yetinmek |
Aleni | Açık | İltihak etmek | Katılmak |
Aza | Üye | İstihkak | Hak ediş |
Beyanat | Demeç | İtimat | Güven |
Cihetiyle | Bakımından | Layiha | Tasarı |
Devre | Dönem | Mesul | Sorumlu |
Ehl-i hibre | Bilirkişi | Mucibince | Gereğince |
Ekseriyet | Çoğunluk | Münakaşa | Tartışma |
Fasıl | Bölüm | Mütehassıs | Uzman |
Ağızlar
Bir dilin veya lehçenin yurdun başka başka bölgelerinde birbirinden az çok farklı söylenişine ağız denir: Konya ağzı, Kastamonu ağzı, Erzurum ağzı, İstanbul ağzı gibi.
Bu farklar, kelimelerin söylenişinde olduğu gibi bazen cümle kuruluşunda da görülür. Bizde Anadolu ve Rumeli’yi gezmiş olanlar bu ağız farklarını hemen anlarlar. Bir Konyalının konuşmasıyla bir Selaniklinin konuşması derhal anlaşılır.
Ağızların doğuşundaki başlıca sebepler şunlardır:
İnsanların konuşma ve işitme organlarında az çok fark bulunması.
Birlikte yaşanıla yabancı ırkların konuşmalarının tesiri. Hatta uzunca müddet yabancı memleketlerde kalanların söyleyişlerinde de bazı farklar dikkati çeker.
Yaşanılan bölge, iklim, insanların huyları ve görenekler de bazı söyleyiş farkları meydana getirir.
Son zamanlarda bu ağız farkları muhtelif bölgelerde İncelenmekte ve bazı eserler de yayınlanmaktadır: Urfa Ağzı, Gaziantep Ağzı gibi.
Bu incelemelerin dil ve bilim bakımından faydaları büyüktür. Böylece aynı Türk boyundan olup ana yurttan birlikte göç ettikleri halde başka başka ülkelerde yerleşenler arasındaki dil benzerlikleri ve özellikleri meydana çıkacaktır.
Bilim ve Sanat Eserlerinde Dil ve Ağız Birliği
Bir memleketin muhtelif bölgelerinde türlü türlü ağızlar olsa bile bunlar, yazı ve bilim dilinde yer alamaz. Ancak taklit yolundaki yazılarda bu ağızlar kullanılabilir. Okuma yazmanın yayılmasıyla ağız farklarının gittikçe azalacağına şüphe yoktur.
Türkiye’de eskiden beri İstanbul, kültür merkezi olduğundan bizde yazı ve bilim dilinde örnek ağız: İstanbul ağzıdır.
Kültür Dili:
Bir dilin, memleketin aydınları tarafından konuşulan ve yazılan doğru ve işlenmiş şekline Kültür Dili denir. Bütün ilim kitapları ve sanat eserleri, gazeteler, dergiler hep bu kültür dili ile yazılır. Okullar ve yazarlar; her şeyden önce kültür dilini yurdun her köşesine yaymakla ödevlidirler.
İşte Dilbilgisi derslerinin kurallarını incelediği dil, bu kültür dilidir. Bir yazar, yurdun hangi bölgesinden olursa olsun konuşmalarında yerli ağza bağlı kalsa bile yazılarını mutlaka kültür diliyle yazmak zorundadır.
Konuşma dilindeki ayrılıkların da zamanla giderilmesi en büyük ülkümüzdür.
Ağızlar arasındaki fark, bazen daha genişleyip yazı dilinde de kendini gösterebilir. İşte bir dilin böyle birbirinden oldukça önemli farklarla söyleniş ve yazılışına lehçe (diyelek) denir: Çağatay lehçesi, Uygur lehçesi, Anadolu lehçesi gibi.