nutuk

  • CİCERO (Marcus Tullius)

     

    CİCERO (Marcus Tullius)

    (M.Ö. 106 - 43)

    Çiçero Kimdir?

    Roma İmparatorluğu’nun çökme devrinde yaşamış bir devlet adamıdır. Güçlü nutukları ile büyük ün salmış, ahaliyi kendine çekmeği bilmiştir.

    Cicero, siyaset hayatına, yirmi altı yaşında genç bir hukukçu olarak başladı. M.Ö. 75’de, Sicilya’da, guaestor (yargıç) seçildi. O sıralarda, Sicilya Valisi Gaivs Verres’e karşı koyanlardan yanaydı. Bu konudaki ünlü nutku sayesinde, valiyi sürgün ettirmeyi başardı. Bu başarısından dolayı da, yargıçlığın daha yüksek dereceleri olan praetorluğa, sonra da konsüllüğe seçildi.

    M.Ö. 60 yılında, Caesar, Birinci Triumvirlik’i kurmuştu. Cicero, Caesar’dan yana olmadığı için, Roma’dan çıkarıldı. M.Ö. 44 yılında, Caesar'ın öldürülmesinden sonra, Cicero, Senato’nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Ne var ki, M.Ö. 43 te, ikinci Triumvirlik kurulunca, Cicero da ölüme mahkum edildi.

    Cicero, zamanının siyasetini olduğu kadar, edebiyatını da geniş ölçüde etkilemiş bir hatip ve yazardır. Senato'daki konuşmaları ile, Latin Edebiyatı’na yepyeni bir anlatım tarzı getirmiştir. Bu üslup, bugün, Avrupa edebiyatında kullanılmakta olan uslubun da temeli olmuştur. Eserlerinin çoğu, siyasi dini ve felsefi konular üzerindedir. Sayısı bini geçen mektupları zamanımıza kadar gelmiştir. Bu mektuplar, Cicero’nun kişiliğini ve çağının özelliklerini aksettirmeleri bakımından çok önemli birer belgedir.

    ESERLERİ: Nutuklar, Hitabet, Cumhuriyet, Dostluk.

    Cicero, M.Ö. 8 Kasım 63 te, şehrin koruyucusu ve en eski tanrısı sayılan Juppiter Stator tapınağı önünde, Catila'nın kötü maksatlarını meydana vurur, onu halkın önünde itham ederek kendi arzusu ile şehirden çıkıp gitmesi için I. Catilina nutkunu söyler. Gerçekten de o gün, 9 Kasımda, Forum’da halka Catilina'nın şehirden çıkıp gittiğini bildiren II. nutkunu söyler. 3 ve 5 Aralıkta, Senato'da Catilina taraftarlarının tevkif edildiğini, şehrin selamete erdiğini bildiren ve isyana karışanların müebbet hapis veya ölüm cezasına çarptırılmalarını dilediğini belirten III. ve IV. nutuklarını verir.

    Cicero'nun son nutkundan sonra Senato, Catilina taraftarlarını ölüme mahkum eder. Suçlular o akşam öldürülür. Halk Cicero’yu vatanın babası olarak selamlar. Catilina’ya gelince, 5 Ocak’ta mağlup edilerek öldürülür.

     

  • Dini Tasavvufi Türk Şiiri Nazım Türleri

    Tekke Şiiri?

    Tekke Şiirinin Özellikleri

    Dini tasavvufi halk şiiri konularına göre farkı isimler almaktadır. Bu şiirlered aşık tarzı halk şiirinin nazım biçimleri kullanılmaktadır. Şiirler halk şiirinde olduğu gibi sade bir dille yazılır. Nazım birimi dörtlüktür. Şairler son dörtlükte mahlaslarını dile getirir. Şiirler çoğunlukla özel ezgilerle söylenir. Tarikat toplantılarında ve ayinlerde okunmak üzere yazılırlar.

    1-        Medhiye: Din veya devlet büyüklerini övmek maksadı ile söylenen şiirlerdir. Tekke şiirinde pir, şeyh gibi tarikat ulemasını övmek için söylenen şiirlere medhiye denir.

    Ben bugün pirime vardım

    Pirin cemali güldür gül

    Oturmuş tahtı mekana

    Tahtı revanı güldür gül

    Gülden terazi tutarlar

    Gülü gül ile tartarlar

    Gül alır gül satarlar

    Çarşı pazarı güldür gül

    Gülden degirmeni döner

    Onun ile gül döverler

    Akar arkı döner çarkı

    Bendi pınarı güldür gül

    Ak gül ile kırmızı gül

    Çift yetişmiş bir bahçede

    Bakışları hare karşı

    Har-ı ezharı güldür gül

    Gel ha gel Seyyid Nesimi

    Hak nefesi güldür gülün

    Şu öten garip bülbülün

    Derdi figanı güldür gül

    Kul Nesimi

    2-        İlahi:İçerisinde Allah övgüsü ve sevgisi barındıran şiirlerdir. Bunun yanı sıra peygamber ve çeşitli evliya ile din büyüklerinin övüldüğü ilahiler de vardır. İlahiler her tarikatta farklı isimlendirilir. Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Gülşenilerde tapuğ olarak adlandırılır. İlahilerde dil sadedir. İlahiler koşma veya semai şeklinde yazılabilir ve özel ezgilerle söylenir.

    Örnek:

    Dolap niçin inilersin

    Derdim vardır inilerim

    Ben Mevla'ya âşık oldum

    Anın için inilerim

    Benim adım dertli dolap

    Suyum akar yalap yalap

    Böyle emreylemiş Çalap

    Derdim vardır inilerim

    Beni bir dağda buldular

    Kolum kanadım yoldular

    Dolaba layık gördüler

    Derdim var inilerim

    … Yunus Emre

    Dolap: Su değirmeni

    3-        Nefes:Bektaşi tarikatında Allah’ın varlığı ve birliğinin anlatıldığı şiirleridir. Bunun yanı sıra peygamberimiz s.a.v ve Haz. Ali sevgisinin anlatıldığı nefesler de vardır.

    Örnek:

    Karşıdan görünen ne güzel yayla,

    Bir dem süremedin, giderim böyle.

    Ala gözlü pirim sen himmet eyle,

    Ben de bu yayladan şaha giderim.

    Eğer göverüben bostan olursam,

    Şu halkın diline destan olursam,

    Kara toprak senden üstün olursam,

    Ben de bu yayladan şaha giderim.

    … Pir Sultan Abdal

    4-        Deme:Bektaşilerde tarikat kuralları ile dini tasavvufi konuların öğretici bir dil ile anlatıldığı şiirleridir.

    Örnek:

    Gel benim san tanburam

    Sen ne için inilersin?

    İçim oyuk, derdim büyük

    Ben anınçün inilerim

    Koluma taktılar perde

    Uğrattılar bin bir derde

    Kim konar kim göçer burda

    Ben anınçün inilerim

    … Pir Sultan Abdal

    5-        Nutuk: Bektaşilerde tarikata yeni giren müritlere tarikat kurallarını ve edep erkan öğretmek için söylenen şiirlerdir. Didaktik özellikler görülür. Dörtlüklerle yazılır ve dil sadedir.

    Örnek:

    Evvel tevhit sürer mürşit dilinden

    Erişir canına fazlı Huda’nın

    Kurtulursun emarenin elinden

    Erişir canına fazlı Huda’nın

    ikincide verir lafzatu’llahı

    Onda keşfederler sıfatu’llahı

    Hasenat yeter der eder günahı

    Erişir canına fazlı Huda’nın

    Üçüncüde yâ Hû ismini oku

    Garip bülbül gibi durmayıp şakı

    Kendi vücudunda bulagör Hakk’ı

    Erişir canına fazlı Huda’nın

    6-        Devriye:Tasavvufta devir kuramının anlatıldığı şiirlerdir. Bu kurama göre insan yaratılmadan önce ruhu yaratılır. Bu ruh doğrudan insan bedeninde var olmaz. Önce maddeye, oradan bitkiye (nebat), oradan hayvana, oradan da, son olarak, insana geçer. Bu bir devirdir. Bu olayları anlatan şiirle devriye denmiştir.

    Örnek:

    Ey kardeşler ey yaranlar sorun bana kanda idim

    Divanlar dinler isen diyivirem ezeli vatanda idim

    Evvel dilimdeki budur, Tanrı bir, Rasul hakdurur

    Anı böyle bilmez iken bir acep gümanda idim

    Kâl ü belâ dinilmeden tertip düzen eylenmeden

    Haktan ayru değil idim ol ulu divanda idim

    ....

    Yunus senin âşık cânın ezeli âşıklar ile

    Ol Allah’ın dergahında cevlân ü seyrânda idim

    7-        Şathiye:Dini tasavvufi konuların mizahi bir dille anlatıldığı şiirlerdir. Bu şiir bazı tarikatlarda küfür olarak görülmüştür.

    Örnek:

    Çıktım erik dalına

    Anda yedim üzümü

    Bostan ıssı kakıyıp

    Der ne yersin kozumu

    Uğruluk yaptı bana

    Bühtan eyledim ona

    Çerçi de geldi aydır

    Hani aldın gözgünü

    Kerpiç koydum kazana

    Poyraz ile kaynattım

    Nedir diye sorana

    Bandım verdim özünü

    İplik verdim cullaha

    Sarıp yumak etmemiş

    Becid becid ısmarlar

    Gelsin alsın bezini

    … Yunus Emre

    Tasavvufla ilgili bazı terimler:

    Aşık: Allah yoluna gönül vermiş kişi

    Maşuk: Allah. Sevgili

    Meyhane: Tekke, medrese

    Hüsn: Güzellik, iyilik

    Saki: İçki dağıtan, tarikatta doğruyu gösteren

    Şarap, bade: Tasavvufta ilahi aşk

    Tevhit: Birlik, Allah’ın birliği

    Pir: Bektaşilerde şeyh

    Hak nefesi: Doğru söz.

    Taht makamı: Tarikatta şeyhlik makamı

  • Söylev (Hitabet - Nutuk)

    Nutuk Türü Ve Özellikleri

    Söylev nedir?, Söylev türleri, Söylevin özellikleri

    Nutuk kelimesi Arapçadan dilimize girmiştir. Arapçada “nutk” kökünden türetilmiş bir kelime olan nutuk günümüzde “söylev” olarak adlandırılmaktadır. Bu kelime coşkun, söz tiradlı söz, kuvvetli söyleyiş anlamlarında kullanılmaktadır.

    Küçük ya da büyük bir insan topluluğu önünde coşkulu bir dille konuşmalara, bu konuşmalara ait metinlere “söylev” denilmektedir. Söylevde sıradan bir konu dahi uygun bir üslupla kalabalıkları coşturmaya yetecektir. Söylevler amaçlı konuşmalardır. Bu amaç kalabalıkları coşturarak söylevcinin düşüncesini ve inancını insanlara kabullendirmektir. Söylev türü hitabet sanatından ayrı düşünülemez. İyi bir söylev iyi bir hitabete bağlıdır. Böylelikle söylevlerde konuşma, ifade gücü, hitabet yeteneği konunun önüne geçmektedir.

    Söylev türünde ifade özgürlüğü söylevin etki gücünü artıracaktır.

    Söylev Türünün Özellikleri:

    1-  Söylevlerde coşkulu bir dil kullanılır.

    2-  Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.

    3-  Söylevlerde hitabet gücü önemlidir.

    4-  Söylevler genellikle siyasi ve askeri konulu metinlerdir.

    5-  Söylevlerde cümleler kısa tutulur.

    6-  Söylevlerde sık sık özlü sözlere yer verilir.

    7-  Söylev metinlerinde anlatıcının tavrı özneldir.

    Söylevler amaçları yönü ile türlere ayrılır. Söylev türleri şunlardır: Askeri- Siyasi söylev, dini söylev, hukuki söylev, akademik söylev.

    a- Askeri – Siyasi söylev

    Meclislerde, siyasi amaçlı yapılan toplantılarda, vakıf, dernek, birlik, oda, baro gibi toplumsal ve ekonomik kuruluşların toplantılarında yapılan siyasi, yönetimsel içerikli konuşmalara denir. Bu söylev türü türler arasında en yaygın olanıdır. Eski dönemlerde kralların savaş öncesi yaptıkları coşkulu konuşmalar siyasi söylev türündedir.

    b- Dini söylev

    Kalabalıkları coşturmak için yapılan konuşmalarda kavram, olgu ya da olayların din ile temellendirilip aktarıldığı konuşmalardır. İbadethanelerde, dini vakıf ve dernek benzeri mekanlarda yapılan bu tür konuşmalar dini söylev olarak değerlendirilir. Mehmet Akif Ersoy’un çeşitli Anadolu coğrafyalarında yaptığı konuşmalar bu türdendir.

    Kurtuluş savaşı yıllarında çeşitli halk toplantılarında yapılan konuşmalar bu türdendir. Örnek için Halide Edip Adıvar’ın “Sultanahmet Mitingi”nde yaptığı konuşma metnine bakınız.

    c- Hukuki söylev

    Hukuksal davalarda hakim ve savcıların ya da sanık ile avukatların yaptığı konuşmaların bazıları hukuki söylev olarak değerlendirilir. Özellikle sanık avukatlarının olay ve durumları açıklarken kullandıkları hitabet şekline denilmektedir. Edebiyatta farklı edebi türlerde hukuki söylev olayları dramatik hale getirmek için kullanılmaktadır. Necip Fazıl Kısakürek “Reis Bey” adlı eserinde bu söylev türünü ustalıkla kullanmıştır:

    Hukuki söylev örneği

    “Sanık parmaklığı içinde ve ayakta, Reis bey.. Kravatlı... Gerisinde, sağlı, sollu iki jandarma... Solda, avukat masalarında, Birinci ve ikinci Avukatlar.. Kapıda Mübaşir... Sağda, kürsüsünde, savcı.. Dinleyiciler yeri tıklım tıklım dolu.. Ön sıralarda, Dadı, Katil, Kumarhane Garsonu, Hapishane Müdürü, Yeldirmeli Kadın, Taşralı Müşteri, Köylü Bitirim yeri tipleri, Sivil Komiser ve her sınıf ve kılıktan renk renk insan.. Ön planın sağ ve sol uçlarında gazete fotoğrafçıları.... Görünmeyen bir yerde çalışan daktilo makinasının sesi... Daktilo makinası durur. Reis Bey, cepheye görünmeyen hakimlere karşı...)

    GÖRÜNMEYEN HAKİMİN SESİ- izah ediniz! Bu tezi

    REİS BEY — Merhamet!.. Lügat kitabında bir kelime! Onu öğretmek.. İnsanlara acımayı belletmek.. Acımanın usullerini, ana mektebi programına eş yürütmek... Bütün cemiyeti mahşer arsasına benzer, bir acıma ve bağışlama zemininde toplamak, oradaki bir milyon bacalı, bilmem kaç milyon çarklı merhamet kombinasında çalıştırmak.. (Durak) İnsanda kötülük iktidarını döve döve pekleştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak, insanı kötülüğe iktidarsız kılmak..

    GÖRÜNMEYEN HAKİMİN SESİ — Buna bir hayal mi, hezeyan mı, ne gözle bakıyorsunuz?

    REİS BEY — Kaskatı bir gerçek gözüyle bakıyorum! Boyuna fedakarlık, durmadan fire isteyen, hatta sermayeyi tehlikeye atan bir gerçek.. Fakat uğrunda kaybedildikçe, kazancının büyüklüğünü gösteren, yalanı meydana çıktıkça doğruluğu sağlamlaşan bir gerçek.. Ben, bu gerçeğe kurbanım!...

    GÖRÜNMEYEN HAKİMİN SESİ — Şu halde kanun, ceza ölçüsü, hak ve adalet terazisi lüzumsuz. Öyle mi?

    d- Akademik söylev

    Üniversiteler vb. eğitim öğretim kuruluşlarında, bilim derneklerinde yapılan konuşmalardır. Sempozyumlar, kabul, devir teslim, mezuniyet, açılış, ödül gibi törenlerde coşkulu konuşmalar bu türdendir.

    Söylev Türünün Tarihsel Gelişimi

    Eski dönemlerde topluluklar karşısında konuşmak pek rastlanan bir olay değildir. Bu sebeple eski metinlerde söylev türünün dili daha yalındır. Birçok felsefi eser söylev türünün özelliklerini kısmi olarak taşımakla birlikte bu isimle anılmıştır. Descartes’ın metod üzerine Söylev, Rousseau’nun Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev vb. eserler buna örnektir.

    Eski dönemlerde özellikle Yunan ve Roma medeniyetlerinde söylev türüne büyük önem verilmiştir. Roma saraylarında yapılan siyasi toplantılarda hitabet gücü yüksek insanlar sözcü alarak kullanılmıştır. Grek edebiyatında Demosthenes; Latin edebiyatında Cicero; Frenk Edebiyatında Bossuet önemli söyevcilerdir.

    Söylev türü Türk Edebiyatında ilk defa Milli Edebiyat döneminde görülür. Bu dönemde siyasal söylevler ağırlıklıdır. Tanınmış yazarlardan Ömer Naci ve Hamdullah Suphi önemli söylev yazarlarıdır. Cumhuriyet yıllarında türün en büyük yazarı bilindiği üzere Mustafa Kemal Atatürk’tür. (Bkz. Nutuk)

    Söylevler duygusal metinlerdir. Söylevlerde amaç duygu yoğunluğu ile dinleyiciyi coşturup fikir aşılamaktır. Peygamber Efendimiz S.A.S. Veda Hutbesi’nde insanlığa bu türün özelliğini kullanarak mesaj göndermiş, öğüt vermiştir. Yine çok eski dönemlerde “Göktürk Yazıtları”nda söylev özelliği görülür.

    Örnek

    TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET ATATÜRK

    Muhterem efendiler, sizi, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve tayakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

    Efendiler, bu beyanatımla, millî hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin; istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, millî ve asrî bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

    Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.

    Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Bknz: CİCERO (Marcus Tullius)

Yukarı